Kimi zaman kalabalık bir şehirde yalnızlık hissettiğinde, küçük bir sahil kasabasında mavi gözlü bir dostun bakışları bu duyguyu yok eder. Deniz için bu yeni yaşam; rüzgârın sesi, dalgaların kokusu ve en sadık dostu Mavi anlamına geliyordu.
Bakü’nün uzak bölgelerinden birinde, gecekondu evlerinde yaşayan bir çiftin bir oğlu dünyaya gelir. Ona Ali Can ismini verirler. Ali Can beş yaşına geldiğinde, aileleri bir kız çocuğuna daha sahip olur. Kız kardeşine Nurcan adı verilir. Ali’nin babası, Ali on yaşındayken bir iş kazası sonucu yaşamını yitirir. Bu kayıptan sonra Ali, annesiyle birlikte hayatın yükünü omuzlamak zorunda kalır ve küçük yaşta farklı işlerde çalışmaya başlar. Kız kardeşi on yaşına geldiğinde, en azından onun yoksulluğun zorluklarını yaşamaması için yatılı bir okula yerleştirilmesini sağlar. Ancak Ali Can on beş yaşındayken, ailesinin son dayanağı da sarsılır. Annesine kanser teşhisi konur ve Ali, evi tek başına idare etmek zorunda kalır. Annesi, oğlunun bu yük altında ezildiğini görerek çaresizlikle yanlış bir yola başvurur. Aldığı borcu kısa sürede ödeyemeyince, tehditler başlar. Bu süreç, geri dönüşü olmayan bir trajediyle sonuçlanır. Ali Can annesini kaybeder, ancak hayata tutunmayı başarır. Yaşadıkları, Ali’nin iç dünyasında büyük bir kırılma yaratır. Kontrolünü kaybettiği bir anın ardından, annesinin ölümünden sorumlu olanlarla yüzleşir. Sonrasında, yaptıklarının sorumluluğunu alarak teslim olur ve uzun sürecek bir mahkûmiyetle cezaevine girer. Yirmi iki yaşındayken, devletin güvenlik birimlerinden gelen beklenmedik bir teklif, Ali Can’ın kaderini yeniden şekillendirir. Türk mafyası içine sızdırılmış ajanları belirlemesi karşılığında, yedi yıldır görmediği kız kardeşine kavuşacak ve cezası silinecektir. Ali Can bu teklifi kabul eder.